Nisan 14, 2008

aĞLaRıM YaLaNıM...


ağlarım; bir martı çığlığı duyulur uzaklardan...
ağlarım; bilmediğim bir sahile vurur gözyaşlarım...
ağlarım; gök gürler kimbilir nereye bırakır sağanaklarını...

hep unuttun sevmeyi beni...

özlemeyi unuttun...
ben seni unutamadım...
ağladım...



gittin arkana bakmadan...
bir damla gözyaşı düştü yere...
çarptığı yeri delercesine...
o kadar yoğundu sevdam sana...
hiç bir gücün önünde duramayacağı kadar kuvvetli...
bir seni geçemedi...



gözlerimi masallarda unuttum...
ağlayamıyorum bile artık...
ses veremem kimseye...
sesimi kaybettim ki...



yalanım artık...
yalanlar içinde...
seç beğen hangisini istersen...
ve kullan giderken...

Nisan 07, 2008

ÇiLeK


Tam elime alıyorum kağıdı kalemi (yani eskidendi tabi o "tam geçiyorum klavyenin başına" artık) birşeyler yazmak için... İçimi dökmek için... Devamlı bir şeyler biriktiği için... Takip ettiğim bazı bloglar var herkes gibi... Eh devir blog devri ne de olsa =) Neysem diyeceğim o ki... Ne zaman favori yazarlarımı okusam benden önce içimden geçenleri yazmış oluyorlar bu aralar...
Bahardan mıdır nedir bilmem ki!!! Herkes mi aynı şeyleri hissediyor... Herkeste bir duygu karmaşası bu aralar... Ama güzel... Ben seviyorum kelimeler benden çıkmasa da bunları okumayı... Dalıp gitmeyi...
Bu aralar fazla dalıp gitmişim sanırım... Çalışmak lazım malum vize zamanı ama bende tık yok... Oturuyorum masa başına... Olmuyor yine olmuyor... Bir bakıyorum ohhhoooo ben dalmışım başka alemlere aşık mıyım neyim... Bu güzel mevsimde böyle güzel yağarken yağmur aşık olmakta gerekmiyor aslında dalıp gitmek için uzaklara... Ufak bir hayaliniz varsa uçup gidiyorsunuz işte... Ufak minik öle bişi işte...
Bugün Almora'yı dinledim ilk defa... Bir fotoğrafı görmemle başladı serüven sonra da tüm parçaları dinledim... Merak edenler olursa yandaki "Biraz müzik" bölümünden ulaşabilirler videolara... Özellikle "Su Masalı", "İyiler Siyah Giyer" ve "Princess of rain" benim hoşuma gitti... Hem dinlendim hem eğlendim...
Şimdi ne yapsam acaba?..
Not: Neden çilek fotoğrafı kısmına gelince... Yılın ilk çileğini yedim... Çilek demeye bin şahit gerekir ya... Tatsız, saman gibi bişi... Nerde eski minik minik kokulu çileklerimiz... Torbanın ağzını açtınız mı odayı bürütürlerdi... AH AH... özledim... Çilek...
Ufak bir Not daha: Bilenler bilmeyenlere söylesin "SaRı"dır benim rengim...


Nisan 06, 2008

aŞK DuRDuKÇa

Dünya döner bir gün daha

Yeryüzünde aşk durdukça

Gece erken inse bile korkma

O hep seninle kaldıkça

Biliyorsun gitmem gerek

Yollar bitmez düşünerek

İster sonuç de istersen sebep

Bu düğümü çözmem gerek

Belki sana yazarım uğradığım bir şehirden

Renkli bir kart atarım mekke yada kudüsten

Sonra bir gün cıkarım sen artık dönmez derken

Bir şarkı fısıldarım kulağına gün batarken

Dünya döner tek bir yana (aşk durdukça)

Dolsun diye gün bir daha

Ben de döndüm tekrar sana (aşk durdukça)

Sönmek için yana yana

Yüksek Sadakat

Mart 26, 2008

BiLeMeDiM...



Hayatınızın ellerinizin arasından kayıp gitmesi o kadar kolay ki... Kaybetmek çok kolay hayatı...

Yaşamayı bilmek lazım doyasıya... Bir deniz kıyısında oturup tadına varmak lazım gördüğün güzelliklerin...

Kapamamak lazım kulaklarını küçücük sevgi sözcüklerine... Nerede bir minik seviyorum kelimesi duyulsa koşup yakalamak lazım...

Hayat; pişmanlıkların ardından üzüntü duymak için vakit kaybedenlere çok fazla tolerans göstermiyor oysa... Sen otur üzülmene bak ben akarım tüm hızımla diyip geçip gidiyor...

Bana fısıldadığı şey "minik mutluluklar yeter sana" oluyor...

Mart 16, 2008

Teardrops on my Guitar...



Drew looks at me, I fake a smile so he won't see
That I want and I'm needing everything that we should be
I'll bet she's beautiful, that girl he talks about
And she's got everything that I have to live without

Drew talks to me, I laugh cause it's so damn funny
That I can't even see anyone when he's with me
He says he's so in love, he's finally got it right,
I wonder if he knows he's all I think about at night


He's the reason for the teardrops on my guitar
The only thing that keeps me wishing on a wishing star
He's the song in the car I keep singing, don't know why I do

Drew walks by me, can he tell that I can't breathe?
And there he goes, so perfectly,
The kind of flawless I wish I could be
She'd better hold him tight, give him all her love
Look in those beautiful eyes and know she's lucky cause


So I drive home alone, as I turn out the light
I'll put his picture down and maybe
Get some sleep tonight

He's the reason for the teardrops on my guitar
The only one who's got enough of me to break my heart
He's the song in the car I keep singing, don't know why I do
He's the time taken up, but there's never enough
And he's all that I need to fall into..

Drew looks at me, I fake a smile so he won't see.

Mart 12, 2008

DeLiCHoN uRBiCa(*)


Canınız sıkıldığında, içiniz daraldığında, nefes alamaz olduğunuzda ne yaparsınız?





Ben küçükken O zamanlar Kütahya'da otururken
Sıkılıp bunaldığım zamanlarda açardım perdelerimi sonuna kadar
Bulutları izlerdim çoğunlukla...
Onlara isim verme veya bazı şekillere sokma hevesimden değil
Sadece özgürce dolaştıkları için hayrandım onlara
Ve her şeye rağmen beyaz kalabildikleri için...
Ama en çok Nisan aylarını severdim
Çünkü küçük, minicik neşe kaynaklarım gelirdi
Tüm semayı kaplarlardı
Pencerem çok büyük değildi ama onlar geldiğinde büyüyor genişliyordu sanki
Ne kadar canım sıkkın olursa olsun
Onları izlediğimde her şeyi unuturdum
Onların her kanat çırpışında benim üstüme çöken sislerde dağılırdı
O küçücük kanatlar nasıl bu kadar güçlü olabiliyordu
Minik kırlangıçlarım...



Onları ne kadar seviyorsam bir o kadar da kıskanırdım aslında
Bu kadar özgür bu kadar neşeli uçabildikleri için
Gözlerimi kapar onların arasında onlarla beraber oynadığımı hayal ederdim
O kadar hızlı yükselip birden dalışa geçerlerdi ki
İçimi bir ürperti alırdı düşününce
Sanki saklambaç oynarlardı birbirleriyle
Ebelerin işi pek zordu...
Ama yine de en sevdikleri oyun kovalamacaydı sanırım
Bir kere kaçmaya karar verdiler mi yakalayabilene aşkolsun
Takip bile edemezdiniz gözlerinizle...
Yorulur ama asla bıkmazdım onları izlemekten...


Ben ne zaman canım sıkılsa aylardan Nisan olmasını dilerdim
Ve her Nisan'da hayatımı tazelerdim...
(*)Ev Kırlangıcı

Mart 07, 2008

Do We LoVe Too MuCH?



Neden sızı ister insanın
yüreği
Neden bırakamaz
kendini
Ya da neden engelleyemez
çığlıklarını...


Akışına bırakmalı
hayatı
Yaşayacaksa eğer
aşkı...

Ocak 29, 2008

YiNe YeNiDeN...



Çok fazla değil
Sadece biraz zaman sonra...
Yine yeniden yepyeni başlıycam hayata

Şu ağırlığı attığım an omuzlarımdan
Çok daha özgür bakıcam dünyaya...

Bekler misin beni sevdiceğim?
Döneceğim...
Bu sefer gözlerine baktığımda
Daha farklı olacak her şey...


Ocak 23, 2008

"AŞK"



çok azımızın karşılığını verebileceği bir lükstür...

Ocak 21, 2008

BeKLeDi...


“Aynada baktığım yüz benim mi?

Neden artık yabancı geliyor o zaman…

Tanımadık çizgiler gelmiş yerleşmiş göz kenarlarıma…

Zaman akıp geçiyor ama giderken izlerini bırakıyor.”

Hayatı boyunca beklemişti… Çekildi yaşlı kadın aynanın karşısından, biraz üzgün biraz şaşkın. Ne kadar güzeldi eskiden oysa. Herkes hayrandı saçlarına… Bal rengiydi saçları… “O” da en çok saçlarını severdi zaten herkes gibi. Dokunurdu onlara ve “ipek gibi” derdi. Bu yüzden hiç boyatmadı saçlarını yaşlı kadın. Evet, şimdi çoğu beyazda olsa hala arada bal rengi olanlar vardı. Onlara baktıkça mutlu oluyordu kadın. “Onu” hatırlatıyorlardı çünkü. Dokunuşlarını… Hayatı boyunca beklemişti. Beyazlar nasılda yakışırdı. Elbisesini giyip sokağa adımını attığında herkes hayran kalırdı. Ama o tek birinin kendisini beğenmesiyle mutlu olurdu. “ Yine melekleri kıskandıracaksın” derdi onu beyazlar içinde gördüğünde. Doğru yatak odasına gitti kadın; dolabı açtı ve bir elbise torbası çıkardı. Özenle yatağa serdi, fermuarı yavaşça açtı ve sanki canlı bir şeyi tutuyormuşta incitmek istemiyormuş gibi çıkardı elbiseyi. Hala bembeyazdı. Çok uğraşmıştı sararmaması için. Tekrar aynanın karşısına gitti ve elbiseyi üstüne tuttu. Hala içine girebilecek kadar incecikti. Zaten istese de kilo alamıyordu. Yaşamak için yiyordu sadece. Yaşıyordu çünkü hala bekliyordu. En sevdiği renk sarıydı ve sarının en yakıştığı çiçek nergisti. “O” bir gün avucunda tohumlarla çıkageldiğinde ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen boynuna atlamıştı ama o sırada da tüm tohumlar yere saçılmıştı. Güldü yaşlı kadın kendi kendine. Nasılda uğraşmışlardı onları toplamak için. Dikmişlerdi sonra. Hayatı boyunca beklemişti… Koştu; pencereyi açıp bahçeye baktı. Tam mevsimiydi nergisin. Ne de güzel açmışlardı. Ya kokusu; bütün göğü sarmıştı sanki. Ah… içine çekti bütün kokuyu. Sonra gözleri doldu. Ne kadar çok ağlamıştı elinde bir buket nergisle “Ona” veda ederken. Kapı çalındı. Gözlerini silip kapıya gitti. Açtı; Mahmut Efendi her zamanki saatinde gelmişti.

- “ Bir isteğin var mı diye soracaktım ..... teyze?”

-“ Yok, Mahmut sağol; yalnız çocuklara söyle top oynarken dikkat etsinler nergisleri ezmesinler.”

-“ Olur söylerim, hadi iyi günler.”

-“ Mahmut dur. Şey diyecektim; mektup var mı bana?”

Durdu genç adam, her gün bu soruyu yanıtlamak o kadar zordu ki. Gelmediğini söylediğinde yaşlı kadının gözlerine bakamıyordu artık. Şimdiye kadar hiç mektup gelmemişti. Hikâyeyi biliyordu Mahmut Efendi. Onsekizinden beri bekliyordu kadın.

-“ Hayır, ..... teyze! Üzgünüm.”

Durdu kadın, başını eğdi önüne…

-“ Sağol evladım” dedi.

Kapadı kapıyı. Elbisesini koltuktan aldı; odasına gitti. Biraz sonra üstünde elbisesiyle çıktı odadan. Cam kenarına doğru yürüdü. En sevdiği koltuğuna oturdu. Camdan dışarı baktı. Hava kararıyordu yavaş yavaş. Dışarıdan top oynayan çocukların sesleri geliyordu. Nergisleri ezmeseler bari diye geçirdi içinden. Tokasını çekti, saçları döküldü omuzlarına; biraz bal rengi ama çoğusu beyaz… Başını koltuğun arkasına dayadı. Derin bir nefes aldı; nergislerin kokusunu çekti içine. Sonra ağır ağır kapandı gözleri…

21.05.05
17:14

? years old...



Funny how things just tasted better
When we were young
When we were young

Funny how things just seemed so easy
When we were young

It's been a long day
It's been a long day
It's been a long day
It's been a long day

I wanna get out
I wanna go home
Is anything better
Than you on the phone

I wanna get out
I wanna go home
Is anything better
Than you on the phone

I think that we weren't always grateful
For what you've done
When we were young

I think that we weren't always grateful
For what you've done

We've come a long way
We've come a long way
We've come a long way
We've come a long way

I wanna get out
I wanna go home
Is anything better
Than you on the phone

You on the phone
You on the phone...

Dolores O'riordan


Aralık 25, 2007

SeCReT SiDe



Bir rüyadan uyandığını zannedip
Gözlerini açtığında hala aynı rüyada olduğunu görmek...

Yazacağım bu hikayeyi
Belki bir gün sen giderken...
Ya da gittiğini zannederken...

Kasım 27, 2007

KoRKuLuK GiTTi; ŞiMDi TaRLaYı KaRGaLaR BaSaCaK...



"Dünle beraber gitti cancağzım,
Ne kadar söz varsa düne ait."


Bugün sadece kendime zaman ayıracaktım. Hiçbir şey düşünmeyecek, hiç kimseyle konuşmayacaktım hayatım hakkında.

Dolabımın kapağını açtım. Bugün güzel olmalıydım. Onun için değil. Yıllardır tanıdığım ama belki de tanıdığımı sanıp yanıldığım yakışıklı için de değil; sadece kendim için güzel olmalıydım.

Karıştırdım tüm dolabı; bir kaç elbise seçtim askıdan. Attım yatağın üstüne hepsini... Üşenmeyecektim ve deneyecektim hepsini birer birer...

Önce gri olanı aldım... Giyindim... Aynanın karşına geçtim. Hayır bunu ilk randevumuzda giymiştim. Neden bu rengi seçtim bilmiyorum ama belki de umutlu değildim o geceden... Ya da ona umutlanmaması gerektiğini söylemek istedim bu renkle... I ıh fazla soluk kaldı... Bugün daha farklı olmalıydım... Çıkardım...

Siyah olanı giyindim bu seferde. Asildi her zaman ki gibi. Kimileri için matemin rengiydi siyah belki ama benim için asilliği temsil ediyordu daha çok. Güveni ya da. Bunu giydiğim gece geldi aklıma. Bana güveni ve asaleti temsil eden bir elbiseyle gittiğim o gece de kendimi ne kadar çaresiz ve savunmasız hissetmiştim aksine... Güzel ama çaresiz... Güzel ama savunmasız... Güzel ama Sonuçsuz... Bu da uymadı bu günün anlamına... Çıkardım...

Yatağın üstünde duran son renge sarıldım. Kırmızı... Giyindim... Hiç anım yoktu bu renkle. Elbiseyi de yeni almıştım hatta birazda neden aldığımı bilmeden ve ilginçtir hiç denemeden.

-"Bu" demiştim tezgahtar kıza... "Bu elbiseyi istiyorum"...
-"Tabi denemek ister misiniz?"... benim beden ölçülerime uygun olanı çıkardı hemen...
-"hayır denemeyeceğim; sarın lütfen" ... Kendimden emin...
-"Elbette"... biraz şaşkın...

Sanırım alırken bende biliyordum aslında bu elbiseyi hiç giymeyeceğimi... Ama nedense her kadının dolabında bir kırmızı elbisesi olmalı hissine kapıldım o an... Benim neden olmasın!!! O yüzden üzerime olmuş olmamış çokta önemli değildi... Giymeyecektim hiçbir zaman...

Ama giydim... Bugünü beklemişim demek ki... Giydikten sonra tezgahtar kızı bir kez daha takdir ettim; tam da benim üstüme göre dikilmişti sanki elbise... Nasıl kırmızıydı! Bir kadının bu elbiseyle farkedilmemesi mümkün değildi.

Ama benim için o anda, o günde farkedilmenin hiç önemi yoktu... Farketmesi gerekenler şimdiye kadar farketmemişti ve anlamamışlardı bana neler olduğunu... Bundan sonra anlamasalarda olurdu...

Elbise faslını hallettiğime göre makyajıma geçmeliydim... Kırmızı bir elbiseye iddalı bir makyaj yapmak gerekiyordu sanırım... Evet uzun bir uğraştan sonra istediğim tonları tutturmuştum. Saçlarımı önce topuz yapmayı düşündüm; sonra vazgeçtim... Bugün ben özgürdüm onlarda özgür kalmalıydı; güzelce fırçayla taradıktan sonra bıraktım belime kadar insinler... Başımın her hareketinde saçlarımın yumuşak dokunuşlarını sırtımda hissettim. Söyledikleri aklıma geldi... Hep sevdi saçlarımı,"ipek gibi" derdi; "insan dokunmaktan kendini alamıyor"...

Uzun siyah çizmelerimi ardından deri paltomu giydim; çantamı da aldığımda aynadaki yansıyan aksime baktım... Evet tam da istediğim gibi olmuştum... Hiç olmadığım gibi... Ben değil gibi...

Kapımı kitlerken acaba komşularım beni görür mü diye bir endişem yoktu. Görseler yadırgarlar mıydı bilmiyorum, büyük ihtimalle; ama hiçbir önemi yoktu... Bugün kimseye aldırmayacak kimseyi dinlemeyecektim... Bugün ben; ben değildim... Ve yaşayamadığım bir günü yaşayacaktım...

Açık havaya çıktığımda yüzüme vuran soğuk içimi biraz ürpertti. Paltomun yakasını biraz daha kapadım. Arabama doğru yürümeye başladım ama yanına geldiğimde binmekten vazgeçtim. O da bana aitti ve ben bugün onu da istemiyordum...

Soğuğa rağmen caddeye çıktım... Bu güzel ışıklarla bezenmiş cadde tam da benim gelişim için hazırlanmış gibiydi... Bende onu kırmadım ve cadde boyu yürümeye başladım...

Photo: "ışık" by samantha

Kasım 24, 2007

What if God was One of Us...


kalbimde açılan derin bir yara gibisin
tedavi ettirmeye kalksam masada kalacağım
her gün sızlayan
içimi paramparça eden

ne yaparsam uzaklaşamıyorum
peşimden gelen siyah bir gölgesin
yaklaştığında nefes alamadığım
sarıp alsan beni; çeksen karanlığına
bende bir gölge olsam seninle

ama mahkumum ben bu aydınlığa...

Kasım 02, 2007

iÇiMDeN ŞeHiRLeR GeÇiYoR...




Sonsuz yolculuğuma seni son durak sandım
Şarkılardan mirastı aşk: inandım
Ararsam bulurum sandım
Bulunca durulurum
Durulmuyor denizim
Gelirsen diner sandığım bu yalnızlık
Durulmuyor durulmuyor
Kaoslarım girdaplarım labirentlerim
Nice nice dertlerim var
İçimden şehirler geçiyor
Her durakta duruyor
İnmiyorsun
Seni en sıcak ben öperdim
Kim bilir ama sen bilmiyorsun
Feridun Düzağaç

Kasım 01, 2007

aÇMaMaK GöZLeRiNi PuSLu SaBaHa...

Sensiz sessiz gecelerin karanlık sabahları
Neşesiz, soğuk ve puslu
Özlem yakarken dokunduğum her şeyi
Resmini tutamıyorum

Umutsuz bir aşkın kırılgan kollarındayım
Sıkıca tutsam kırılacak
Tutmasam ben düşücem
Böyle bir acı kimin kaderinde yazılı

Gözlerin uçsuz bucaksız bir dünyanın kilitli kapıları
Anahtarı kayıp
İçeri girecek olana sunacağı sınırsız zenginlik
Şevkat, aşk, sevgi, tutku, bağlılık
Aramak, bulmak yasak

Gidemeyeceğim kadar yakın bir tutsaklık
En yüksek dağın zirvesindeki çiçek kadar yalnız
Sorumlulukların birine yükleyeceği yük kadar ağır
Hapsoldum, bırakıldım, ezildim

O kadar yüksek çığlıklar attı ki yüreğim
Kulaklarım sağır
O kadar çok kelime döküldü ki dilimden içime
Artık dışarı çıkamayacak kadar gereksiz

Okyanusta kaybolan bir balık kadar çaresiz şimdi
Her yer aynı her yer tuzak
Sorular sisin içinde asılı kalan zerrecikler gibi
Cevaplar ise hiçbir zaman var olmadılar

Şimdi gidipte dönmemek var sonsuzluktan
Söküp dağlamak var yüreği tam ortasından
Uyuyup uyanmamak bir daha
Gözlerini hiç açmamak puslu sabaha…

Ekim 21, 2007

YiĞiDiM aSLaNıM uĞRuNa YaTıYoR...




Adıyaman, İstanbul, Afyon, Aydın, Yozgat... Bundan daha içten,gerçek ve güçlü bir çığlık var mı?.. Kaç ananın kaç babanın yüreği yandı yine...En büyüğü 21-22 yaşında olan gencecik bedenler... Vatanları uğruna, daha çocuk yaşta...Kimisinin tezkeresini almasına 7 hafta kalmış... Kimisi evlenmiş askere gitmiş...Hakkari'ye giderken nasıl vedalaştılar acaba sevdikleriyle?.. Biliyorlar mıydı aileleri onları uğurlarken bir dahaki görüşmeleri tabut başında olacak? Döktükleri kanları bayrak olarak üstlerine serilecek?..

Peki karşıdaki caniler?.. 32 can aldık şehitlerimizin kanlarına karşılık... Yeter mi?..Yıllardır gencecik oğullarımızı bizden çalan bu yobazlara anlamaları için...

Yüreğimiz yanıyor... Bilmiyorlar mı ki bizim yüreğimiz ne kadar yanarsa öfkemiz de o kadar büyüyor... Bilmiyorlar mı biz 70 milyon tek yüreğiz ve istersek tüm dünyayı onlara dar ederiz...

Görüntüler, fotoğraflar, mektuplar kaldı onlardan geriye... Bir de bu vatan... Onlar bizim için canlarını feda ettilerse eğer... Bizde onlar rahat uyusun diye alacağız intikamımızı hem yapandan hem yardım edenden... Onlar dağları evleri olarak görüyorlarsa bizde onlara evlerinde mezar kazacağız...

SEN RAHAT UYU ŞEHİDİM...

Ekim 20, 2007

MiNi MiNi BiR KuŞ DoNMuŞTu... PeNCeReMe KoNMuŞTu...

Düşün ki minik bir kuşum ben,
Yüreği küçük,
Ama sevgisi büyük…
Sen ise küçük bir çocuk,
Büyümeye hevesli,
Büyük hayallerle yoğrulan…
Gelip bir gün konuyorum avucuna,
Ne yapacaksın şimdi?..
Biliyor musun beni nasıl tutacağını?..
Çok sıkarsan dayanamaz küçük yüreğim,
Durur avuçlarında o anda…
Ya gevşek bırakırsan parmaklarını,
Bu sefer de uçup giderim,
Bulduğum aralıktan süzülürüm özgürlüğüme…
Öyle tut ki kanatlarım incinmesin,
Büyüyeyim avuçlarında,
O kanatlarla seni de taşıyım sonsuzluğa…
Sakın bırakma serbest,
Doğamda var özgürlük benim,
Ne kadar sevsem de seni,
Avuçlarında ki güveni,
Dayanamam o çekiciliğe,
Kapılır giderim yine uzaklara…
Dönmeye karar versem bile sonra,
Bulamam seni bıraktığım yerde…
Şimdi haydi tut beni…
Bil ki seni bekliyorum avuçlarında…
Tut birlikte büyüyelim…

Ekim 07, 2007